MAK RENTACAR
MAK RENTACAR
Güz geldi, güz demek; yapraksızlık, çiçeksizlik, güneşsizlik demektir. Aslında tabiatta güneşte vardır, yaprak da vardır. Sadece yer değiştiren bir mevsim ve buna karşı bizim geliştirdiğimiz çatık kaş kış durumu vardır. Güze haksızlık mı ediyoruz yoksa? Tüm bunların anlatımını da yine müteşairlerin güzel eserlerinde buluruz. Sizi güz güldürsün derken, edebiyatın tanıklığına başvurmak isterim. Güz kendi kendine sizi güldürmez ki. O kadar güzel güz ya da sonbahar metinlerimiz var ki, siz de güz güldürenlerden olursunuz. Güzün bizi güldüreceği metinler de sınırsız değil. Onları bir araya toplarken bayağı seçici davrandım. Dilerim güzünüz güllerle dolar ve sizi güzün güldürdüklerinden biliriz.
Güz, bizi yazdan kopartmadan kışa hazırlamanın adıdır. Kalbimizi ısıtır güz. Gelen soğuğa bakmadan kalbimizi sıcacık hislere hazırlar. Güze ya da onun genel adı olan eylüle karşı tasavvurumuz, dikkatli ve eylüle yakışır olsun. Çünkü güz kendini sevdiren bir dönemdir. Dağınık saçlarıyla güzelleşen sevgili bizi güz gibi karşılamalıdır. Cemal Süreya, Eylül'dü şiirinde ne güzel güz tasviri yapar: “Dalından kopan yaprakların/Sararan yanlarına yazdım adını/Sahte bir gülüşten ibarettin oysa./Ve hiç bilmedin ellerimin soğuğunu. ”Sevgiliye güz sarısı günlerden bakmak ayrı bir tattır. Ağaca benzetilen sevgilinin yapraklarla ilişkilendirilmesi farklı bir üsluptur. Şiirin devamında artık darbı mesel olmuş, şairle özdeşleşmiş mısralar vardır: ”Di'li geçmiş bir zamandı yaşadığımız/Adımlarımızın kısalığı bundandı/Bundandı gözlerimin durgunluğu./Sarı sıcak cümlelerde sözün kadar yalan…”Üzüntüyü ve hüznü bu kadar iyi anlatan başka dizeler var mıdır? Bilmem, belki de vardır ama di'li geçmiş zaman griffittisi de ne hoş değil mi? Ayrılık dili geçmiş zaman kipine nispet edilirse, ancak bu kadar güzel anlatılır. Şairin de yaşadığı gönlünün güzüdür aslında.
Güz güldüren günlere, bir de mevsim sonbahardan bakmak var. Bir çok ozan güze sonbahar daha doğrusu sonbahar olarak bakar. Ben de öyle bakarım. Kışın hüznüne erken giren kalbim, sıralı soğuklara hazırlık yapar. Nazım da Mevsim Sonbahar adlı şiirinde böyle bakar güze: ”çiçekli badem ağaçlarını unut./değmez,/bu bahiste/geri gelmesi mümkün olmayan hatırlanmamalı./ıslak saçlarını güneşte kurut/olgun meyvelerin baygınlığıyla parıldasın. ”Nemli günlerin mevsimidir sonbahar. Sevgili de sonbaharda meşguldür. Sevdiğine karşı kararsızdır. Bademin hoyrat büyümesi ve verdiği meyve, sonbaharda unutulur. Atilla İlhan da, Adım Sonbahar adlı şiirinde yakın düşüncelere sahiptir: ”nasıl iş bu/her yanına çiçek yağmış/erik ağacının/ışık içinde yüzüyor/neresinden baksan/gözlerin kamaşır/oysa ben akşam olmuşum/yapraklarım dökülüyor/usul usul/adım sonbahar ”Evet. Hüzün ve ayrılık mevsimi olan sonbahar yapmıştır yapacağını, şairin cephesinde akşam vakti başlamıştır. Yani ayrılık sevdaya dahildir artık. Güzün kahredici solgunluğunda akşamla anlatılır maalesef. Sonbahara ve akşama giden yol, biraz da hüzün ve ince bir üzüntüyle döşenir. O da ayrılıktır.
Güzün güldürmedikleri yanında, haziranın yazını bekleyen müteşair tayfası da vardır. İnsan bu su misali, her yana ve her mevsime müdahil olabiliyor. Gerçekten güze ulaştığımız her an, bizim için karışık ve kaotik de olabilir. Bunu vücudumuzda da görebiliriz. Ruhumuz da bu kaotik ortama hazırdır: ”Durgun havuzları işlesin bırak/Yaprakların güneş ve ölüm rengi” diyen Tanpınar, belki de haklı. Güzü takmasak mı, ne? Onun tabii akışına mı uysak! Yaprakların ölüm hali, belki de bizim kavuşma halimizdir?” Sen kalbini dinle, ufkuna bak. / Düşünme mevsimi inleten rengi” Rengi değil kalbini dinle diyen Tanpınar haklıdır. Hayat, mevsim, renkler bize rağmen değişmiyor mu? Evet, o zaman bu hay huy niye? İtirazlarımız kime? Güzün güldürdüğü ve güzü seven birisi olarak bu soruları onlarca kez soruyorum. Ey okur sen de sor!
Yahya Kemal Beyatlı, sonbahara bir başka gözle bakar. Onun hüzün tarafını her daim seven biri olarak, güze verdiği manayı biraz abartılı bulurum. Olsun. Siz de merak edersiniz. Usta ne demiş: “Fânî ömür biter, bir uzun sonbahâr olur./Yaprak, çiçek ve kuş dağılır, târümâr olur.” diyen usta, güze nerdeyse, ölüm habercisi olarak bakar. Halbuki ölüm bir kavuşmadır Mevlaya. Burdan baktığımızda Mevlana ölüme güzellik olarak bakar. İki farklı bakış ama hepsi sahici değil mi? Sevgilisine gitme diyen Hasan Hüseyin Korkmazgil, ona sonbaharın terkedişliğiyle seslenir: ”Gitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiç…/ Günler devlet alacağı, yıllar bir kadehçik buzlu rakı” Güzün ayrılık dili bu kadar mı sevecen anlatılır. Sanırsın güz kavuşamanın dili geçmiş hali, oysa güz baharın arefesidir. Onu mutlaka yaşamamız lazım. Kışın da zorunlu başlangıcıdır güz. Ne diyelim hepsi insan için. Tamamlanmış yaşamlarımız için. Haydi güz güldürsün deme bakalım. Güz ölümlerine inat, yaşamı ciddiye alma bakalım. Sevgilim gitme sonbahar oluyorum, sonrası bir hiç…
Güz güzellemesi veya güz güldürmesi temennasıyla sürdürdüğümüz yazımızı, yine bir güz mısralarıyla bitirelim. Herşeye rağmen güzünüz aydın olsun dileğiyle, işte bir Özdemir Asaf  güzellemesi:” Öyle bir ilkyaz ol ki korkut yaprakları,/Öyle bir son yaz ol ki tut yaprakları,/Sararıp dökülürken güz rüzgarlarında/Ardında savrulsunlar, unut yaprakları./Sevinçlerinde onlar vardı, hüzünlerinde onlar/Seninle yeşerdiler, seninle soldular../Olsunlar senden sonra da umut yaprakları.” Sen sen ol, umut ol, güzlerin bile yaz olur derim. Umut Yaprakları şiirinde böyle vaaz eder usta.
SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

yükleniyor
YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI Tüm Yazıları >
yukarı çık